
Ege Denizi’nde Cyclades (Kiklad) ada grubunun en bilinen üyesi hiç kuşkusuz Santorini’dir. Yunanistan deyince akla gelen birkaç kareden birisi mavi kubbeli deniz manzaralı beyaz binaların olduğu ada… Mavi-beyaz binaları ve daha birçok doğal güzelliği görmek için geçtiğimiz Salı günü Nihal’le Pire limanından Blue Star Ferries firmasının Delos adlı gemisine bindik. Yaklaşık 8 saatlik bir yolculuğun ardından Paros, Naxos ve Ios sonrası Santorini adı verilen adalar grubuna ulaştık. Geminin içi son derece konforluydu. Bu arada merak edenler için söyleyeyim; bilete de kişi başı 37.50 euro verdik.

Santorini’ye gitmeden önce booking.com’dan Villa Manos adlı otelde yerimizi ayırtmıştık. Santorini’ye geldiğimizde bizi limandan otel çalışanı Vassilis karşıladı. Son derece dik ve virajlı bir yolun ardından otelimizin olduğu Karterados bölgesine ulaştık. Bizimle birlikte aynı gemiden Villa Manos’a giden dört Kanadalı da vardı. Otele vardığımızda Poppy adlı Muhteşem Yüzyıl hayranı otel işletmecisi tarafından son derece sıcak karşılandık. Poppy odamıza geçmeden önce hepimize yoldan geldiğimiz için acıkmış olduğumuzu düşünerek makarna ikram etti.

Bu arada 2 gece karşılığı 2 kişilik odaya toplam 50 euro verdik. Kısa bir dinlenmenin ardından adanın merkezi Fira’ya ulaştık. Adanın çarşısını barındıran bu yerleşim yeri otelimize yakın bir mesafedeydi. Otobüs durağında 15-20 dk bekledikten sonra yoldan geçen bir tur otobüsü bizi aldı ve 2 euro karşılığında Fira’ya götürdü. Fira’da kısa bir gezintinin ardından gün batımını izleyebileceğimiz güzel bir cafeye oturduk. Hava karardıktan sonra havanın aninden soğumasıyla kendimizi akşam yemeği için bir yere attık. Yemekten sonra havanın iyice soğumasıyla taksiye atlayıp (5€) otelimize sığındık.

Ertesi gün için nereyi görmeli, ne yapmalı diye düşünürken daha sonra çok doğru bir karar olduğunu anladığımız araba kiralama kararını verdik. Ertesi sabah 35 euroya 1 günlüğüne otomatik vites Hyundai Getz marka arabayı kiraladık. Pilotumuz Nihal’in bizi götürdüğü ilk yer Red Beach oldu. Arabayı uygun bir yere park ettikten sonra kısa bir tırmanışın ardından Red Beach’e ulaştık. Kırmızı renkli volkanik taşlardan ve kumlardan oluşan plaj Santorini’ye gidenler için görülmesi gereken bir doğal güzellik. Red Beach’te denize girmedik çünkü bir sonraki durak olan Perissa’da Black Sand Beach vardı. Daha önce Santorini’ye gidenlerden buranın güzelliğini çok duymuştuk. Kumsalda öğle yemeğinin ardından siyah kumlu sahilde deniz sezonunu açtık.

Deniz,kum,güneş keyfinden sonra adanın Prygos ve Imerovigli yerleşim yerlerini gezdik. Özellikle Imerovigli’deki nefes kesici manzara “işte Santorini’ye geldik” dedirtti. Muhteşem manzaralı süper lüks otellerin fiyatlarını merak etmedik değil. Daha sonra internetten baktık, oldukça yüksek miktarları gözden çıkarmak gerekiyormuş. Paranız yetiyorsa Imerovigli’de kalın diyorum; başka bir şey demiyorum. Elbette bizim gibi araba kiralayıp gidip görmek mümkün. O zaman deneyim daha kısıtlı oluyor ama yine de çok etkileyici.

Imerovigli’nin ardından adanın rakım olarak denize sıfır nadir yerlerinden biri olan Amoudi körfezine gittik. Katina adlı bir tavernada kalamarları bir güzel mideye indirdik. Amoudi’den sonra adanın en turistik bölgesi olan Oia’ya gelmişti sıra. Oia günbatımıyla ünlü. Bir rivayete göre dünyanın en güzel günbatımı buradan izleniyormuş. Ayrıca yazının başında bahsettiğim mavi kubbeli kiliseler en çok bu bölgede var. Oraya kadar gitmişken günbatımı izlemeden olmaz diyip Asyalı turistlerle birlikte tepeye çıkıp güneşin batmasını bekledik. Açıkçası güneşin batışında ekstra bir güzellik göremedik. Bir gün önce Fira’dan izlediğimiz de aynı seviyede güzeldi. Güneşin batışının ardından bütün turistler Oia’dan hızlı adımlarla uzaklaştı. To do listlerinde “sunset in oia” hanesine “done” yazmışlardı çünkü. Biz ise mavi beyaz kiliselerin birisinin yanında bir cafeye oturduk. Cafenin sahibiyle biraz Yunanca konuştuk, sempatisini kazandık. Türk de olduğumuz için cafenin işletmecisi bize özel indirim yaptı.

Santorini’deki son günümüzde ise tekne turuna katılmaya karar verdik. Sabah 10dan akşam 18e kadar süren tekne turunda önce Avrupa’nın en genç ve aktif volkanlarından birini ziyaret ettik. Volkanın zirvesine çıkarken rahat bir ayakkabı giymek gerekiyor çünkü zemin biraz kaygan ve engebeli. Volkan hakkında birçok bilgi aldıktan sonra hot springs adı verilen volkanik aktivitenin olduğu bir koyda yüzdük. Teknedeki tur rehberi biraz gözümüzü korkuttu aslında sadece çok iyi yüzme bilenler atlasın deyince. Çok derin olduğu söylenen volkanik bölgede yüzüp bir sıkıntı yaşamadan tekneye döndüğümüze göre biz de kendimizi çok iyi yüzme biliyor sınıfına koyabiliriz. Volkanik kaplıcanın ardından 268 nüfuslu Thirassia adasına gittik. Sahilde bir restoranda ben ahtapot yedim. Yanında da kalamar elbette. Thirassia’nın ardından tekne limana geri döndü. Bir grup Oia’daki gün batımını izlemek için otobüse bindi ama biz o gruba katılmadık.

Gece 00.50deki Kos feribotumuza (35€) kadar geçen sürenin bir kısmını otelde geçirdik. Poppy bize bu kez tatlı ekşi soslu bir yemek ikram etti. En son otelden limana transferimizden önce de bir şişe Santorini şarabı hediye etti. Bu kadar az bir fiyata bu kadar verim aldığım başka bir otel hatırlamıyorum. Poppy’le fotoğraf çekilip vedalaştıktan sonra limana doğru yol aldık. Bizi limana yine Vassilis götürdü. Bu kez Kanadalılar yerine 2 Meksikalı kızla tanıştık. Onların da Atina’ya gemileri varmış. Gemilerimizin kalkış saati gelene kadar birlikte takıldık. Birbirimizi facebook’ta ekleyip şimdilik veda ettik birbirimize. Aynı zamanda Santorini’ye de…

Santorini’yi ve orada gördüklerimizi sözcüklere dökmek elbette zor. Ancak benim gözümden Santorini gezisi böyle geçti işte. Toplamda 2 buçuk gün geçirdik orada ancak bizi fazlasıyla kendine hayran bıraktı. Bu yazıyı okuyunca sizin de içinizde Santorini’ye gitme isteği uyandı mı bilmiyorum. Eğer öyle bir isteğiniz varsa siz de bizim gibi hayalleri gerçeğe dönüştürün. Alın sevgilinizi, eşinizi, arkadaşınızı gidin bu güzel adaya. Bu yıl olmazsa ileride bir gün gidin. Pişman olmayacaksınız.
